Yaparak Öğrenmek
Bir şeyi öğrenmenin en iyi yolu, her şeyi önceden bilmek değil; küçük de olsa başlayıp ihtiyaç duyduğun bilgiyi yolda bulmak olabilir.

Son zamanlarda şunu düşünüyorum:
Belki de öğrenmenin en iyi yolu, önce her şeyi öğrenmeye çalışmak değil; bir şey yapmaya başlamak.
En azından benim için böyle gibi.
Sadece okuduğum, izlediğim ve not aldığım dönemlerde çok şey öğrendiğimi sanıyorum. O an oldukça verimli de hissettiriyor. Ama biraz zaman geçince öğrendiklerimin çoğu zihnimden uçup gidiyor.
Bir proje üzerinde çalışırken ise durum farklı.
Bir web sitesi yapmaya, bir ürün geliştirmeye veya aklımdaki bir fikri hayata geçirmeye başladığımda neyi bilmediğim çok hızlı ortaya çıkıyor.
Araştırmak da o zaman daha anlamlı hâle geliyor. Çünkü genel bir meraktan değil, çözmem gereken gerçek bir problemden yola çıkıyorum.
Sanırım fark burada:
Önce her detayı öğrenip sonra yapmak yerine, yapmaya çalışırken öğrenmek.
Doğru soruyu başladıktan sonra bulmak
Bu, benim de sürekli düştüğüm bir hata.
Fazla düşünüyor, araştırıyor ve bazen harekete geçmeyi gereğinden fazla erteliyorum.
Bunu biraz değiştirmeye çalışıyorum. Daha az analiz edip daha hızlı denemek istiyorum.
Yapay zekâ araçlarını kullanırken de benzer bir şey yaşıyorum.
ChatGPT’ye, Claude’a veya başka bir araca rastgele sorular sorduğumda bir süre sonra cevapların arasında kaybolabiliyorum.
Ama ortada gerçekten yapmak istediğim belirli bir şey varsa sorularım da değişiyor.
Daha net oluyor.
Daha işe yarar oluyor.
Hatta bazen doğru soruyu ancak yanlış bir şey yaptıktan sonra bulabiliyorum.
Belki de bazı cümleleri yıllar sonra anlamamızın nedeni bu.
Daha önce okuduğumuzda kulağa hoş gelen bir düşünce, yaşadığımız bir olayın ardından birden yerine oturuyor:
“Demek burada bunu anlatıyormuş.”

Bilgi kolaylaştıkça deneyim değerleniyor
Bilgiye ulaşmak artık oldukça kolay.
Yapay zekâyla birlikte muhtemelen daha da kolaylaşacak.
Ama bir şeyi bilmekle, o bilgiyi nerede ve ne zaman kullanacağını bilmek aynı şey değil.
Belki de deneyimin değeri tam olarak burada artıyor.
Çünkü asıl zor olan, neyin hangi durumda işe yaradığını anlayabilmek. Bunu da yalnızca okuyarak öğrenebilir miyiz, emin değilim.
Tabii burada “Sürekli üretin, durmayın ve daha çok çalışın” demeye çalışmıyorum.
Bazen insanın durması, düşünmesi ve hiçbir şey yapmaması da gerekiyor.
Ama kendi adıma şunu fark ediyorum:
Bazen öğreniyor gibi yaparak başlamayı erteliyorum.
Bir video daha.
Bir araç daha.
Bir araştırma daha.
Bunların hepsi gerçekten gerekli olabilir. Ama bazen de henüz hazır olmadığımı kendime söylemenin daha kabul edilebilir bir yoluna dönüşüyor.
Oysa küçük bir şey yapmak, bazen saatlerce düşünmekten daha fazlasını gösteriyor.
İlk sürüm kötü olabilir.
Fikir çalışmayabilir.
Kimse ilgilenmeyebilir.
Yine de insan bir şey öğreniyor.
En azından neyin çalışmadığını.
Küçük bir şeyle başlamak
Belki öğrenmek biraz da böyle ilerliyor:
Bir şey denemek, yanılmak, düzeltmek ve yeniden denemek.
Bunu yazarken ne düşündüğümü ben de hâlâ netleştirmeye çalışıyorum.
Bu fikir her alan için geçerli olmayabilir. Bazı şeylerde önce uzun uzun öğrenmek gerçekten şarttır.
Ama yaratıcı işler, ürün geliştirmek veya internette bir şeyler üretmek söz konusu olduğunda bana şu daha doğru geliyor:
Her şeyi anlayana kadar beklememek.
Küçük bir şeyle başlamak.
Çünkü insan, hangi bilgiyi araması gerektiğini bile çoğu zaman ancak başladıktan sonra fark ediyor.
Naval’ın söylediği gibi, hayat biraz arenada yaşanıyor.
Kenardan bakınca her şey daha düzenli ve anlaşılır görünüyor. İçine girince planlar bozuluyor, bildiğimizi düşündüğümüz şeyler yetmiyor ve yeni sorular ortaya çıkıyor.
Ama sanırım asıl öğrenme de orada başlıyor.
Bu yüzden son zamanlarda kendime şunu hatırlatmaya çalışıyorum:
Öğrenmek istiyorsan, küçük de olsa bir şey yap.
Belki cevap, başlamadan önce değil; başladıktan sonra ortaya çıkar.