Yapay Zeka Varken 1
Geçen gün fark ettim. Mesela eskiden hukuk alanında bir sorum olduğunda ilk refleksim belliydi. “Şu avukat arkadaş var ya, bir sorayım ona” derdim. Telefonu elime alır, bir mesaj atardım. Belki hemen cevap gelmezdi ama geç de olsa bir dönüş alır ve bir muhabbet oluşur, birbirimizin güncel olarak neler yaptığını, son zamanlarda neler hissettiğini bir şekilde birbirimize hissettirir, anlatırdık.
Konu bir şekilde oralara gelirdi. O sorduğun soru da sohbet için, bağ kurabilmek için bir bahaneden başka bir şey değildi..
![]()
Şimdi ne yapıyorum?
Google bile değil. Direkt ChatGPT,Gemini. Soruyu yazıyorum, anında cevap geliyor. Hemen o konuda en yetkin kişiden bilgiyi saf bir şekilde alır gibi. Hızlı, net, yargılamıyor. En kötü tarafı da şu: bundan memnunum.
Bu noktada durup düşündüm. Biz ne ara birbirimize sormaktan vazgeçtik?
Eskiden bir arkadaşını aramak, mesaj atmak başlı başına bir ilişkilenme biçimiydi. “Ya kusura bakma, bir şey soracağım ama…” diye başlayan cümleler olurdu. Ardından gelen kısa bir cevap, sonra konunun dağılıp hayata bağlanması… On dakikalık bir muhabbet, araya sıkışan bir kahkaha, bazen tamamen alakasız bir mevzu.
Şimdi ise kimseyi rahatsız etmiyorsun. Kimse “şu an meşgulüm” demiyor. Kimse geç cevap vermiyor. Ama kimse “Nasılsın?” da demiyor.
Yapay zeka sorularına cevap veriyor ama ilgilenmiyor. Ve biz galiba buna alışıyoruz.
Kendi adıma düşündüğümde bunu daha net fark ediyorum. Eskiden bir akrabam ya da mahalleden bir arkadaşım arardı. “Gökmen nereye yatırım yapalım? ne alalım ne satalım? şu AVAX var ya, ne işe yarıyor?” derdi. Ya da “Bitcoin’deki halving tam olarak ne demek, bu cycle’ı nasıl etkiliyor?” diye sorardı. Bazen de bilgisayar mühendisliği tarafıyla ilgili ararlardı: “Şu deploy’u nasıl yaparız, hangi stack daha mantıklı?”
Aslında mesele sorunun kendisi değildi. O sorular birer sohbet başlatıcıydı. Konu oradan başka yerlere kayardı. Hayata bağlanırdı. Şimdi o telefonlar daha az çalıyor, o mesajlar da artık pek gelmiyor. Çünkü cevap zaten bir yerlerde hazır.
Bilgi var.
Ama insan yok.
Peki yapay zeka mı suçlu? Aslında hayır. Yapay zeka sadece boşluğu dolduruyor. O boşluğu biz açtık. Yoğunluk, yorgunluk, tahammülsüzlük derken birbirimizin hayatına girmeye üşenir hale geldik. Yapay zeka da tam bu noktada ortaya çıktı ve dedi ki: “Ben buradayım.” Biz de fazla düşünmeden “Tamam, yeter” dedik.
Bir arkadaşına soru sorduğunda risk alırsın. Yanlış anlayabilir, yargılayabilir, konuyu uzatabilir ya da hiç cevap vermeyebilir. Yapay zekada bunların hiçbiri yok. Güvenli, steril, kontrol edilebilir.
Ama unuttuğumuz bir şey var. Samimiyet zaten biraz risk işidir. İlişki dediğin şey verimsizdir. Zaman alır. Genelde saçmadır. Ama insanidir ve olmalıdır da.
Belki gelecekte dönüp şöyle diyeceğiz: “Eskiden arkadaşlara soru sorardık.” Belki arkadaşlıklar sadece duygusal paylaşıma sıkışacak, bilgi tamamen makinelerden gelecek. Ya da belki bir noktada fark edeceğiz ki bilgi yetmiyor. Bir ses duymak istiyoruz. Karşımızda biri olsun istiyoruz.
Ama galiba bundan sonra bazen bilerek yavaşlamayı, bilerek birini aramayı, bilerek rahatsız etmeyi seçmek gerekiyor. Çünkü yapay zeka çok iyi cevap veriyor ama hiç kimse gibi susmuyor. Hiç kimse gibi gülmüyor. Hiç kimse gibi “Boş ver ya” demiyor veya o teknik sorundan sonra “ya kral lisede Furkan diye bir çocuk vardı ne yapmıştı hatırlıyor musun?” demiyor.
![]()
Ve biz, en çok da o “boşver ya”lara ihtiyaç duyuyor olacağız.
Çok uzak olmayan bir gelecekte, insanların aile ve arkadaşlık bağlarının ciddi biçimde zedeleneceği, hatta yer yer bitme noktasına geleceği şu anki perspektiften bakınca bana oldukça aşikâr geliyor. Bu bir distopya değil; daha çok, küçük alışkanlıkların üst üste binmesiyle oluşan sessiz bir kopuş gibi.
Bize düşen, gelişen bu teknolojiyi ilişkilerimizde kalıcı hasarlar bırakacak ölçüde kullanmamaya özen göstermek. Bunun farkında olmak, bilinçli olmak, durup düşünmek. Yapay zekâ hayatı kolaylaştırıyor olabilir ama her kolaylık, bedelsiz değil.
Aslında burada yapay zekânın en basit ama en az konuşulan etkilerinden birine değindik. Oysa önümüzde çok daha köklü, çok daha derin değişimler var. Yapay zekânın hayatın her alanında yaratacağı dönüşüm, tek bir yazıyla ya da tek bir bakış açısıyla anlaşılabilecek gibi değil. Her bir başlığın, her bir kullanım alanının ayrı ayrı değerlendirilmesi ve üzerine düşünülmesi gerekiyor.
Çünkü bu düşünme işini de tamamen yapay zekâlara bırakıp bırakamayacağımızdan emin değilim. En azından ben, yapay zekâyla kurduğum ilişkide hep hafif bir soğukluk ve yalnızlık hissediyorum. Belki de tam olarak bu yüzden, bazı şeyleri hâlâ birbirimize sormaya, birbirimizle konuşmaya ihtiyacımız var.